Ortadoğu dönüşürken Türkiye’de Kürt meselesi: İmkanlar, zorluklar ve eksenler

Dört farklı Kürt gerçekliğini Ortadoğu’daki dönüşüme ve kendi ülkelerindeki siyasal gerçekliğe bağlamanın ortak paydası, demokratik entegrasyon gibi görünüyor. Bu entegrasyon ne Kürtlerin asimilasyon ne de ayrılık demek. 

barış anneleri

Dünyada ve Ortadoğuda tarihsel kırılmaların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz[1]. 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Bretton Woods düzeni sona eriyor[2]. Dünya’da bu dönüşüm olurken Ortadoğuda 1916 tarihli Sykes-Picot döneminin sonuna geliyoruz. Baas rejimleri tarihe karışıyor, Sünni İslamcılığa dayanan monarşik rejimler güncellenmeye çabalıyor. Tüm siyasi aktörler yeniden konumlanmaya, ilişkilerini ve potansiyellerini tekrar değerlendirmeye çalışıyorlar.

Ortadoğuda son bir-bir buçuk yılda yaşanan siyasal gelişmeler, tarihsel kırılmaların yaşandığı bir döneme işaret ediyor. Dönüşümün sahnesi, 7 Ekim 2023te açıldı Hamas’ın İsrail’e saldırısının bölgeyi yüksek yoğunluklu çatışmaların merkezi hâline getirmesiyle açıldı. İsrailin yanıtı sert ve kapsamlı oldu. Bu süreçte Yemende Husiler, Lübnanda Hizbullah ve diğer devlet dışı aktörlere yönelik saldırılar ile suikast girişimleri gerçekleşti. 7 Ekimin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra İran’ın müttefiki olan ve 2011de başlayan iç savaştan beri çok fazla maddi ve askeri yardım yaptığı Esad rejimi, 8 Aralık 2024te 53 yıl sonra yıkıldı. 

Ortadoğu İsrailin saldırıları ile Şii hilalinin zayıflamasına tanık oluyor. Esad rejiminin yerine gelen ve selefilik merkezli grupların koalisyonundan oluşan geçici Şam yönetimiyle tanışıyor. Bu yeni manzara, sadece Suriye ve İran’ı etkilemiyor, Lübnanda yeni güç denklemlerinin ortaya çıkmasından tutalım da Türkiye için açılan fırsat ve risk pencerelerine kadar yeni durumlar ortaya çıkarıyor.

Ortadoğu gerek dünyadaki güç savaşımlarından dolaylı olarak etkileniyor gerekse de kendi iç dinamiklerindeki hareketlilikle kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönüşüm sürecinde Türkiyede önemli bir barış süreci başladı. Kuşkusuz ki bu sürecin başlaması, yalnızca bölgesel ve küresel jeopolitik gelişmelerle açıklanamaz. İçeride aşırı merkeziyetçilik, sadece Kürtlere değil tüm muhaliflere baskıyı genişletti. Demokratik siyaset hakkının kullanımı daraltıldı. 2015ten beri süren İslami Türkçülük eksenli ulusal kimlik anlatısı, yeterli rızayı üretemedi. Bunların yanı sıra genel hukuki, iktisadi, toplumsal gerilemeler de barış sürecinin başlamasına zemin sağladı. 

1 Ekim 2024te TBMM açılışında MHP Genel Başkanı, DEM Parti sıralarına giderek eş genel başkanların elini sıktı; bu, sembolik bir barış süreci başlangıcı olarak değerlendirildi. 22 Ekim 2024te MHP Genel Başkanı, partisinin grup toplantısında Abdullah Öcalan’ın TBMMde örgütün lağvedildiğini deklare etmesini talep etti. 27 Şubat 2025te Öcalan, PKKye silah bırakma ve örgütü fesih çağrısında bulundu. 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde PKK, 12. Kongresini topladı ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırma kararı aldı. 11 Temmuzda PKK silah bırakma töreni yaptı. 5 Ağustosta TBMMde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ilk toplantısını gerçekleştirdi. 26 Ekim 2025te PKK, Türkiyedeki tüm güçlerini çektiğini açıkladı. 2025 yılının Aralık ayında ise komisyonda üyesi olan siyasi partiler Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na raporlarını sundu.

Barış süreci: Bariyerler ve zorluklar

Toplum, kısa sürede yaşanan bu baş döndürücü gelişmeleri anlamaya çalıştı. Bu noktada öncelikle barış sürecinde bulunmanın moral iyilik halini teslim edelim. 

Fakat barış, bu iyilik halinden fazla bir şey. Barış, bir siyasal olay. Siyasal olay, yerleşik siyasal düzeni bozan, o düzenden ve düzeni var eden normlardan radikal bir kopuşa ve dolayısıyla farklı bir siyasal düzene geçişe işaret eder. 

Bu yönüyle barış hem tarafların siyasal tutumunu gösteriyor ama hem de yeni düzene geçiş imkânına dair çeşitli zorlukları beraberinde getiriyor. Yani taraflar barış talep ederken salt iyi niyet göstermiyor. Esasında bir tercihle siyasal alanı yeniden parsellemeye, siyasal kavramları yeniden değerlemeye, meşruiyet bağlamlarını yeniden çalışıyorlar[3].

Kuşkusuz ki bu çaba, çeşitli zorluklar getiriyor. Özellikle 2015 yılından beri yaşanan çatışmalı ortam, siyasetçilerin ötekileştirici dilde aşırı uçlara kayması, artan Türk ve Kürt milliyetçiliği, ekonomik krizin toplumsal yansımaları gibi çok sayıda gerekçe sosyopsikolojik bariyerlerin yükselmesine neden oldu. Bu sosyopsikolojik bariyerler, barış sürecine olan desteği düşük düzeylerde bırakıyor ve siyasetçilerin barış yapımı yükünü artırıyor. Mesela farklı kimliklere sahip (Türk veya Kürt özelinde) kişilerin ve toplulukların birbirlerine dönük algıları ve bu algıları besleyen psikolojik, kültürel, ekonomik, sosyolojik girdilerin güncel sonuçları, kamuoyu araştırmalarına[4] da yansıyor. 

Bir araştırmaya göre, Türkler ile Kürtler arasındaki kutuplaşmanın niteliğinde çarpıcı bir dönüşüm var. Kutuplaşma artık ideolojik değil, korkunun baskın olduğu duygusal eksene kayıyor. Kutuplaşmanın artması birlikte yaşam fikrini zayıflatıyor. İnsanlar bu fikrin zayıflamasını daha artan şekilde duygusal reflekslerini gösteren gerekçelerle ifade ediyorlar. Bu durumun hem son 10 yılda yaşananlarla ilişkisi hem kök nedenleri hem de tarihsel korkular veya güvensizlikler barış yapımını zorlaştıran gerçeklikler olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla çeşitli bariyerler ve zorluklarla karşı karşıya kalınan bir durum var. 

Bu bariyerler ve zorluklara rağmen jeopolitik gelişmeler, bir çözüm arayışında olunması gerekliliğini ortaya çıkardı. Yani jeopolitik gelişmelerden hareketle simüle edilen tehlikeler, barışı biraz da zorunluluk momenti olarak düşünmeye neden oluyor. Dolayısıyla tasvir edilen bu sosyopsikolojik, ekonomik, kültürel ve siyasal bariyerlere rağmen barış yapımı, daha önceki arayışlardan daha fazla zorunluluk’ içinde gerçekleştirilmeyi bekliyor. 

Öte yandan Ortadoğuda dönüşüm gerçekleşir ve ciddi tehdit ve fırsatlar ortaya çıkarken Türkiyede Kürt meselesinin çözümü başta olmak üzere demokratikleşmenin sağlanması, hukuk düzeninin tadil ve tahkim edilmesi, kimlik ve inançların korunması ve haklarının sağlanması, gelir dağılımında adaletin tesis edilmesi gibi çok sayıda toplumsal talep gerçekleşmeyi bekliyor. 

Bu sorunların her biri az veya çok Kürt meselesinin çözümüyle ilgili. Hülasa hem bölgesel jeopolitik gereklilikler hem de içeride biriken gerilimler ve sorun alanları barış yapım ihtiyacını artırıyor.

Barışın harcı: Güç matrisleri ve Kürt jeopolitiği

Barış yapımının harcı ne iyi niyet göstergeleri ne de moral iyilik halleri. Barışı mümkün kılan harç, güç[5]. Her barış arayışı belli güç matrislerinin sonucunda ortaya çıkıyor. Her güç matrisi ise içerisinde içsel ve dışsal çok sayıda dinamikten etkilenerek oluşuyor.

Bu gerçeklik düzleminde, Kürt meselesinde çözüm arayışlarının tarihsel ve siyasal kesişim kümesini çok sayıda jeopolitik gerçeklik oluşturuyor. Ki bu gerçeklikler güç matrislerinin sonuçları. Ortadoğuda 100 yıl veya 50 yıl öncesinde olmadığı kadar oyun kurabilecek veya bozabilecek etkiye sahip bir Kürt jeopolitiği var. Dolayısıyla siyasi aktörler, iktidarlar ya da devletler, bu jeopolitiği hesaba katma ve stratejilerini bu hesaba göre geliştirme ödeviyle karşı karşıya. Ne de olsa jeopolitik, soğuk hesapların tahtası. 

Bu çerçevede Türkiyede yeniden gündeme gelen barış süreci, etik bir açılım ya da geçici bir siyasal manevra olmanın ötesinde, Kürt jeopolitiğinin ulaştığı bölgesel ağırlığın dayattığı stratejik bir gereklilik olarak görülebilir. Kürt siyasal ve askeri kapasitesinin Ortadoğu’nun farklı kriz havzalarında eşzamanlı olarak etkili olması, Türkiye açısından bu gerçekliği yönetilebilir siyasal formlar içine çekme ihtiyacını doğuruyor. Dolayısıyla barış arayışı, güç matrislerinin Türkiye siyaseti için ürettiği bir sonuç.

Günümüz Ortadoğu’sunda ülkeler bazında bakıldığında, dört ülkede (Irak, İran, Suriye, Türkiye) siyaset sahnesinde Kürt gerçekliğiyle veya iktisadi, sosyal ya da siyasal proje olarak enerji koridorları üzerinden bakıldığında tüm bölgede Kürt gerçekliğiyle karşı karşıya kalınır. Bu ülkeler arasında özellikle Türkiye, Kürt jeopolitiğiyle hem en yoğun etkileşim içinde olan hem de bu jeopolitiğin sonuçlarını en doğrudan biçimde hisseden yahut etkileyen aktör konumunda. Türkiye’nin iç siyasal dengeleriyle bölgesel güç projeksiyonları, Kürt meselesinin güvenlikçi yöntemlerle yönetilmesinin giderek artan maliyetlerini açığa çıkarıyor. Bu nedenle Türkiye açısından barış süreci, yalnızca iç istikrarı değil, bölgesel manevra kapasitesini korumanın da asli unsurlarından biri haline geldi. 

Kürtler bulundukları her ülkede siyasi denklemleri etkileyecek dinamik bir siyasal özneleşme ve etkin bir nüfusa sahip. Üst satırlarda enerji koridorlarının çizildiği hatlardaki Kürt gerçekliğinin yanı sıra Kürt coğrafyasında güçlü iktisadi altyapının varlığı ve genç nüfusun dinamizmi, ekonomik kapasite ile siyasal tanınma arasında ilişki kurmayı gerektiren bir denklem üretiyor. Dolayısıyla jeoekonomi perspektiften bakışta da Kürt gerçekliğiyle karşı karşıya kalınması kaçınılmaz.  

Konjonktürel güç dengelerinin dalgalandığı ve ittifak ilişkilerinin hızla yeniden kurulduğu bir Ortadoğu bağlamında, Kürt siyasal, askeri ve iktisadi kapasitesi, önemli bir stratejik seçenek olarak öne çıkıyor. Bu kapasite, yalnızca sahadaki güvenlik denklemlerini etkilemekle kalmıyor, bölgesel ve küresel aktörlerin siyasi, iktisadi ve askeri planlamalarında hesaba katılan bir unsur haline geliyor. Bu yönüyle Kürt varlığı, önemli bir faktör olarak işlev görüyor. Son olarak bazı projeksiyonlara göre yeni Ortadoğu düzeninde devlet dışı aktörler ya tasfiye edilecek ya da yeniden parselizasyon kapsamında sistem içine çekilecek. Ortadoğu’nun devleti olmayan en hacimli nüfusuna sahip halk olan Kürtler, çok sayıda devlet dışı aktör üretti. Eğer yeni düzende devlet dışı aktörlerin tanınarak sistem içine çekilmesi hedefleniyorsa Kürt jeopolitiğinin bir kez daha değerlendirilmesi kaçınılmaz.

Bu güç matrisleri içerisinde barış, siyasal aktörler için geniş bir tercih alanından biri olmaktan ziyade, tercih alanını daraltan koşulların dayattığı stratejik bir zorunluluk olarak beliriyor. Kürt jeopolitiğinin dışlanması ya da bastırılması, yalnızca iç çatışma dinamiklerini derinleştirmez; aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel güç ilişkilerindeki pozisyonunu da zayıflatacak zeminler doğurabilir. Bu nedenle barış yapımı, artan maliyetler karşısında rasyonel bir siyasal yeniden konumlanma hamlesi olarak anlam kazanıyor.

Her ihtimal ve kategoride barış yapımını mümkün kılacak ve tahkim edecek şey, Kürt siyasal özneleşmesini tanımak, Kürt jeopolitiğine uygun siyasal projeler geliştirmek ve ortak zeminleri çoğaltmaktan geçiyor.

Ortadoğu’nun yeni şafağında Kürtler

Ortadoğu’daki dönüşüm, yeni bir siyasal düzenin, mekânsal yerleşmelerin ve egemenlik parselizasyonunun habercisi. Bu bağlamda, Kürtler sadece Türkiyede değil, bulundukları her ülkede demokratik çözümler arıyor, yeni düzende yer almak istiyor. Denebilir ki, Kürtler barışı bir siyasal olay olarak görüyor ve eski siyasal düzenin kesintiye uğraması, Kürt gerçekliğini tanıyan ve hakkını güvenceye alan yeni bir siyasal düzenin kurulması olarak görüyorlar.

Bu kapsamda, her biri hem kendi özgün dinamiklerini taşıyan hem de birbiriyle ayrılmaz ilişkiler içerisinde bulunan dört siyasi ve coğrafi Kürt çözüm dinamiği var diyebiliriz. Suriyede Kürtler kuzey ve doğu Suriyede âdem-i merkeziyetçi bir otonom bölge ile demokratik ve âdem-i merkeziyetçi bir Suriye perspektifiyle hareket ediyor. Irakta kimi zaman artan merkezileşme basınçlarına karşı federal yapının de facto konfederal bir form ve işleyişe doğru evrildiği görülüyor. Burada Kürt siyasal öznesi, bağımsızlık niyetini gizlemiyor. Buna karşın Bağdat yönetimi bölgesel yönetimin yetkilerini azaltma, siyasi çevreleme, ekonomik basınç uygulama amaçlı adımlarla gücünü tahkim etmeye çalışıyor. İranda katı merkeziyetçi ve mezhepçi yönetime karşı uzun süredir devam eden protestolarda Kürtler ön saflarda ve bu ülkede de genelde demokratik bir rejim ve özelde otonom bir Kürt bölgesi talebiyle mücadele veriliyor. Irakta federal bölge bağımsızlık isterken, İran ve Suriyede devlet dışı aktörler tanınmak ve yeni egemenlik parselizasyonunda yer almak istiyor.

Kuşkusuz farklı Kürt gerçeklikleri, Türkiyedeki Kürt gerçekliğini, taleplerini ve mücadelesini doğrudan etkiliyor. Türkiyedeki Kürt siyaseti, barış yapımının yöntemini demokratik müzakere olarak belirledi, -yukarıda belirtilen önemli tarihlerde görüldüğü gibi- silahlı mücadelenin misyonunu tamamladığını ve anlam yoksunluğu ve aşırı tekrar”[6] hâlini sürekli yeniden ürettiğini tespit etti. Kürt gerçekliği, bugünün siyasal zeminini 30 yıldır döşemeye çalışıyor. 30 yıldır sürekli ateşkesler ve barış arayışlarını sürdürüyor, diğer yandan siyasi partileri aracılığıyla temsilde ısrar ederek kamusal görünürlük kazanıp Kürt meselesinin demokratik çözümünü zorluyor.

Kürt seçmenden en fazla oyu alan DEM Parti’nin, barış sürecinin ilk gününden beri pozitif tutumu ve demokratik siyasette yıllardır devam eden ısrarı, yeni dönemde bu partiye hem yeni sorumluluklar yüklüyor hem de barışın gerçekleşmesi için yeni imkanlar sunuyor. DEM Parti, barış yapım sürecinde bugüne kadar sıklıkla müzakerenin önemini vurguluyor; evrensel hukuk, demokratik siyaset, demokratik uzlaşı ekseninde bir siyaset inşa etmeye çalışıyor. 

En genel hatlarıyla Kürt siyasetinin Türkiyede öngördüğü barış düzeni genelde demokratik bir Türkiye, özelde ise Kürtlerin anayasal inkarına son verilmesi, siyasal tanınma, anadilinde eğitim hakkının sağlanması ve yerel demokrasi eksenli yerinden yönetimin sağlanması. Bu yerinden yönetim talebi aynı zamanda bir kapının da diğer üç Kürt coğrafyası ve siyasal gerçekliğine açılmasını içeriyor. Bir tür ulusal sınırlara ve egemenliklere saygı gösteren ama geçişlerin kolaylaştığı formüller üzerinde duruluyor.

Dört farklı Kürt gerçekliğini Ortadoğu’daki dönüşüme ve kendi ülkelerindeki siyasal gerçekliğe bağlamanın ortak paydası demokratik entegrasyon gibi görünmektedir. Bu entegrasyon tipi ne Kürtlerin birlikte yaşadıkları topluluklar ve rejimlere asimile olmasını ne de bu topluluklar ve rejimlerle kanlı veya kansız bir ayrılık sürecine girmesini öngörüyor. Böylece Kürt siyasal varlığının tanınması ve kendini yönetme çerçevelerinin üretilmesi birincil odak. Bu odağın yanı sıra Kürt siyasal varlığı bulundukları ülkelerin merkezleriyle müzakere içerisinde olması, bölgesel bir strateji ve küresel bir proje sahibi olması itibariyle sınır aşırı iddialar taşıyor.         

Toplumsal barış için temel öneriler

Ortadoğuda 100 yıllık dönüşümler yaşanırken, Türkiyede Kürt meselesinin çözümünde imkanlar, zorluklar ve gerekliliklere dair ana hatlarıyla belirlemeler üst başlıklarda yapıldı. Bu ifade edilenler ekseninde, her ne kadar eksik kalacağı bilinse de toplumsal barış için bazı öneriler yapmak mümkün.

Öncelikle yönteme değinmek gerek. Çünkü yöntem menzile ulaşmak için sadece bir yol gösterici değil, en az kazayla en doğru yoldan yürümenin rehberi. Devreye konacak yöntemin iki sureti olmalı. İlk suretinde müzakere esas alınmalı, sürekli yeni kamusal diyalog alanları açılmalı, taraflar arasındaki diyaloğun sürekliliğinin sağlanması ve işlemesinde ısrar edilmeli. İkinci suretinde ise tedrici bir yöntem ele alınmalı. Unutulmamalı ki, Türkiyede birkaç örüntü üst üste biniyor. Son 10 yılda dünya genelinde ulusalcı eğilimler belirgin bir yükseliş gösterdi. Türkiye özelinde ise milliyetçilik ve toplumsal kutuplaşma önemli ölçüde arttı. Bu eğilim yalnızca Türk toplumu boyutunda değil, Kürt toplumu bağlamında da gözlemleniyor. Öte yandan ekonomik kriz derinleşmiş ve orta sınıf zayıfladı; bu tür yapısal koşullar altında topluluklar genellikle ideolojik uçlara yöneliyor ve barış gibi ortak iyilik hallerine daha mesafeli yaklaşıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin psikopolitik iklimi ile çok fazla eksende ve sert şekilde bölünmüş toplum olduğu gerçekliği göz önünde bulundurularak farklı toplumsal kesimlerinin travmalarını, ulusalcı duygularını köpürtmeden her adımda kamuoyunu hazırlayarak ve en genel kapsayıcılığı hedefleyerek tedrici bir yöntem uygulanmasında fayda var. 

Yöntemin yanı sıra toplumsal barışın gerçekleşmesi için muhtevaya dair dört temel eksen saymak gerek. 

Birinci eksen, demokrasi ekseni. Türkiyede Kürt meselesinin çözümü ile ülkenin genel demokratikleşmesi birbirinden ayrılamaz. Bu kapsamda demokrasi, Kürt meselesinin çözümüyle ilgili atılacak her adımda turnusol kağıdı işlevi görmek durumunda. 

İkinci eksen, hak, hukuk ve adalet ekseni. Bu eksen hem reel siyasette hukuksuzlukların giderilmesi gibi pratik hem de hukukun üstünlüğünün tanınması/sağlanmasını içeren daha genel bir durumu içermektedir. Bu eksenin sağlanması hem Kürt meselesinin çözümüne ivme katacak hem Türkiye genelini rahatlatarak barış yapımına güveni arttıracaktır. 

Üçüncü eksen, ekonomik eksen. Ülke ekonomisi ne kadar pozitif göstergelere sahipse ve gündelik yaşamda ekonomik sıkıntılar ne kadar az hissediliyorsa, çatışma çözümlerine o kadar fazla ilgi ve destek artabilir. Hele ki, çatışma çözüm süreçlerinden kaynaklı sağlanan ekonomik tasarrufların gündelik yaşama pozitif etkisinin görünmesi ve gösterilmesi, ilgi ve desteği yüksek düzeylere çıkarabilir. Dolayısıyla ekonomik eksen, toplumsal barışın gerçekleşmesi için hem önemli bir başlık hem de vazgeçilmez bir gereklilik. 

Dördüncü eksen, bölgesel entegrasyon ekseni. Kürt meselesinin demokratik çözümünün bir parçası hem Kürtler arası diyalog ve temasın kolaylaştırılması, hem de Türkiye’nin Ortadoğu’daki yeni düzene daha sağlam şekilde uyumunun sağlanması. 

Nihayetinde, söz konusu temel eksenleri artırmak mümkün. Ama dört eksen toplumsal barış için yapılan her çalışmada önemli pusulalar olacak.

Barışta ve demokraside ısrar

Barış yapımının kısa sürede sonuç verecek bir formülü ya da bunu sağlamak için yazılmış bir reçetesi yok. Dünya çatışma çözüm deneyimleri bunun kanıtı. Barış her an yeniden kurulması gereken bir siyasal zemini işaret eder ve her dönem gereklilikleri değişir, dönüşür. Dolayısıyla barışı uzun menzilli bir çaba olarak görmek gerek. Demokratik gelişimde ısrar etmek barışın menziline varmayı sağlar. 

Bölgenin jeopolitiğinde değişimler gerçekleşebilir, ülke içindeki siyasi özne ve tarafların aralarındaki ilişkiler değişebilir ama barış yapımına dair irade ve bu iradeyi güçlendirecek çalışmaların devam etmesi hayati önemde. Güç matrisleri nasıl kurulursa kurulsun, jeopolitik gerçekler nereye doğru evrilirse evrilsin; barış isteyen toplumsal güçler, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşların barışı -Benedictus Spinozadan ilhamla[7]- çatışmaların olmaması değil, erdem ve iyiliğe yönelmiş bir karakter olarak düşünmeleri, aktif ve kurucu bir siyasal çabanın parçası olarak süreklileştirmeleri gerekiyor.

 


[1] Hasan Kılıç, 2026: Çığlık Yılına Doğru,” ON1Meridyen, 29 Aralık 2025, https://www.on1meridyen.com/2025/12/29/2026-ciglik-yilina-dogru/

[2] Michael Hudson, The End of Bretton Woods and Global Financial Shifts,” Journal of Global Economics 45, no. 2 (2021): 33-47.

[3] Edward Azar, The Management of Protracted Social Conflicts (Aldershot: Dartmouth, 1990), 55-60.

[4] Bekir Ağırdır, Araştırmalarla Kürt meselesi: Kutuplaşmanın niteliği artık ideolojik değil, duygusal,” T24, 5 Ocak 2026, https://t24.com.tr/yazarlar/bekir-agirdir/arastirmalarla-kurt-meselesi-kutuplasmanin-niteligi-artik-ideolojik-degil-duygusal,53172

[5] Michel Foucault, Power/Knowledge: Selected Interviews and Other Writings 1972-1977, ed. Colin Gordon (New York: Pantheon Books, 1980), 92-95.

[6] Abdullah Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, 27 Şubat 2025.

[7] Benedictus de Spinoza, Tractatus Politicus, trans. R. H. M. Elwes, London: Allen & Unwin, 1951, 28-30.